Zaman: Sal Eyl 07, 2010 4:08 pm

Tüm zamanlar UTC + 2 saat





Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Pzt Eki 26, 2009 11:14 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
Enstrümental / Birhan Keskin


Aksın, içimde bir nehir gibi

Dolanan keder

Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa

Bende durmasın

İçimde öyle çok ki, her gidenden

biriktirdiğim melekler



zaman insafsızlık etmese

kederin oyduğu tarafımı sana getirsem

kalem beni tutmasa, anlatsam sana

siyah, simsiyah bir engerektir zaman

ve kış neler eder insana

nasıl yarım bırakır, ayırır parçalara

sense kışı yaşamadın daha



reddettim bütün kesinlikleri

kalbim bu hayale bir daha inansın diye

siyah... değişmiyor,

siyah hala nehir içimde

ve kalbim anlamıyor

adalet yok, niye?



Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm

Bir yangın yerindeyim

İçimde sadece, dediğim gibi

Her gidenden biriktirdiğim melekler

Kalbimin üstünde bir daha hançer


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Pzt Eki 26, 2009 11:17 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
ESKİ AVLUDA

Bir çiçek açtığında

Bir eski avluda

Diyor ki,

Çalıda sarı bir çiğdemim ben

Ve senin çok eski cümlen.



Sen otursan, gitmemiş ki olsan,

Ben sana bir eski Endülüs avlusu,

İstersen serin bir Portofino getirsem

Ya da Yedigöllerin yedisini birden.



Bir çiçek açtığında

Bir eski avluda,

Diyor ki:



Herşey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken,

Buldum buluşturdum kendime

geldim

Tek eksik sensin! incecik çilli bir dille

sen de gelsen.



Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı

Begonviller ve bir mavi kapı

Ve illa amansız bir avlu getirsem.



Dünya soğur, akşam serinlerken

Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok,

Kılı kırk yardım

altıni üstüne getirdim,

ve işte en gümüş cümlem:



İçimi açtım sana

İçini açmak için..



BİRHAN KESKİN

(En sevdiğim şiiri ;-) )


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Pzt Eki 26, 2009 11:33 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
MORSALKIM

gel çekirdeğe gidelim,
kışı duydu gözlerim.

çıkmadım çünkü hiç. uzanmadım. sarmadım.
toprağın gevsek karnında,
vaktin sarmalında döndüm,
döndüm. döndümmm ve
zamanın aynasında yapraklarımı gördüm.
çıkmasam bile duvarın dibi gölge,
ve baygındı kokum g...ölgede.

gel çekirdeğe gidelim
armut uyudu bahçede.

vakit geniştir, vakit geniştir
söyledim kaç kere!
sarmak için bahçeyi bir köşeden bir köşeye
morsalkımlarla, yarısı öğle güneşinde
yarısı gölge.

morsalkımım: kokuna yandığım
morsalkımım, hey!
hey, yankım!
gel çekirdeğe gidelim.

Birhan Keskin


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Pzt Eki 26, 2009 10:17 pm 

Kayıt: Sal Eyl 18, 2007 4:34 pm
Mesajlar: 566
Çevrimdışı
Hay klavyene ve güzel yüreğine sağlık:) Nerelerdesin Kum. Gel de forumun atışma yeri değil güzellikleri paylaşma yeri olduğunu hatırlat birilerine güzel yazılarınla..


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Sal Eki 27, 2009 6:24 pm 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
Sağol şutka güzel düşüncelerine :) evet foruma göz ucu ile baktım biz forumda atışmalar yapıyoruz ama aşık atışmaları, keşke bütün atışmalar bu denli duygu yüklü olsa ...


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Sal Kas 03, 2009 9:19 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
AKLIMA TAKILAN

seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım ?

BİRHAN KESKİN

" sabah sabah Birhan Keskin'den bir inci ne güzel gider :wink: "


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Pzt Kas 09, 2009 12:01 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
SHE LEFT HOME

Ben seninle uzun bir araf yaşadım
Ölümlere gittim geldim diyor.
Sığmam dünya yüzünde bir yere artık.
Nereden geçsem benim değil, kalamam bir yerde.
O demiyor, ben diyorum. Demiyorum, yağmur diyor.
Sana sarılmış kalmış ilk günüm ben. Böyle demişim o gün
bugün öyle diyor.
O günden bir yağmur çiçeği, önümde duruyor.
Bir davul sesi, bir davulun yıllarca titreşen sesi,
düz duvardan düşürmüş beni.
Tutunamamaklığım bundan, düşmüşüm, komadan,
uzun uzun uzamış kollarım. Kola benzemiyor.
Yerde yatan, komadaki, duvarda tutunmaktan düşen diyor;
Ağlama balım, değmez hiçbir şey senin gözünden akan yaşa.
Komadaki diyor;
Ben hâlâ sarılıyım beline senin. İstanbul n’ey sesi olmuştu o gün
bugün üflüyor… Senin yüzün bende,
senin yüzün bende. Hâlâ, diyor.
Vurmalı vurmalı o sesler içime değiyor.
Bir müzik parçası çalıyor içerde:
İçimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
Gitmek ölüm bana, kalmak haram.
Adını bilmiyordum sonra öğrendim:
She left home.

Birhan Keskin


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Çrş Kas 18, 2009 12:04 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
GİDİŞ


Senin gözlerin benim gerçeğim
(sendeki telaşa onlarla inandım)
bakmıyor bana,benden uzakta


Aramızdaki mesafede gerilen
bir teli inletiyorum seninle
sesi ben duyuyorum tek,
birşey duyduğu yok kimsenin
benden başka.


Bir hülyanın hatırasında
kasıp kavuruyorum kendimi
diyorlar ki, hayat yalandır,
aşk da.
Nasıl inanırım,o;
olmak istemiş de olmamış
bir yarım nefes gibi şuramda.


Sana dokunamayacak kadar
ürkek kalmış olduğum bu mesafeden
dön/erken sen
önce ayaklarının gerçekliğine inandır beni,


inanmak istesem de
senin gidişin yalandır bende.


Birhan Keskin


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Cum Kas 20, 2009 12:22 am 

Kayıt: Sal Eyl 18, 2007 4:34 pm
Mesajlar: 566
Çevrimdışı
Alkışşş :!:


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Cum Ara 25, 2009 3:33 pm 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
Ayrılık


kaç gecenin çölüdür bu ayrılık
kaç şiirin dölüdür üstüme
örttüğün bu ince sessizlik
kalbim alış artık, kır kendini
kendi duvarında, sesini
kendi duvarına haykır.

tesadüfen birbirine rastlamış
başka başka aşklarsızın siz artık
geceyle gündüz gibi birbirine
ayrılmış. O ki rüzgar, bir zaman
senin çölünde kumlar uçurmuş,
o ki gece ve esmer, görmüyor
sahrayı, sesi içinde karışmış.

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrını deneyen taş,
kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
kül koy şimdi yanına korunun
seni kavuran onu da yakmasın.
aşkla besle kendini, gül yetiştir,
sardunya çoğalt.
ki, sen aşktan ve ayrılıktan
başka ne anlıyorsun.

Birhan Keskin

(bu aralar en çok okuduğum şair :D )


Başa Dön
   
 
 Mesaj Başlığı: Re: Birhan Keskin'den İnciler ...
MesajGönderilme zamanı: Cum Oca 15, 2010 8:56 am 

Kayıt: Pzt Eki 01, 2007 1:12 pm
Mesajlar: 203
Çevrimdışı
BEYAZ DELİK

İçimin de dışımın da olmadığı, ya da içimi de dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı; sanırım 8-9 yaşlarındaydım.
Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım.
Hayattı; yekpâreydi. Her şey, bir şeydi.

Sokağın sonuna doğru uzayıp giden bir tepenin ağzına oturmuştu.
Yüzünde yaz esmerliği, ağzını rüzgara karşı açmış; mırıldanıyor muydu yoksa rüzgarı mı yalamaya çalışıyordu? Anlamamıştım.
Beyaz bir yaz günüydü. İlk o gün görmüştüm onu.

Mevsimler birinden öbürüne devrilirken, elimizi arı sokarken, bisikletten düşüp dizlerimizi kanatırken canımıza bir şey olurdu; hissederdim. Ama acıya dahil değildi yine de bunlar.
Hayattı, yekpâreydi işte.
Zaman, hayatı parçalara ayırıp "parça parça" görmeye başladığımızda, acı, o yekpâreliği yitirdiğimizde oluşacaktı.
Şimdilik dünya geniş ve ılıktı. Biz kendi ılık dünyamızın içinde salınan, uçuşan perilerdik.

Gün ortasında yazlık sinemanın arka duvarından atlar, orada kurardım hışırtılı sessizliğimi. Sayamayacağım kadar çok sayıda, yeşilli mavili tahta sandalyelerin arasında, geceden kalmış ve öğlen güneşiyle gevremiş milyonlarca çekirdek kabuğunun ortasına yayılır, ılık güneşin ensemi yalamasına gözlerimi yumardım. Nereden geldiğimin, niye geldiğimin sorusunun olmadığı zamanlardı.
Biz periler o zamanlar en çok ılık, beyaz yaz günlerini severdik.
Kış mart demekti; ve mart hakkında hiç de iç açıcı olmayan bilgilerim vardı.
Mecaz bilmezdim. Annem mart dokuz donludur derdi.
Yazın ilk günleri benim "öylesine oluş"um gibiydi. Ilık ve uçucu, yekpâre ve sonsuz ve doya doya beyaz gün.

Periliğimin yeşil vadisindeydim, uçuşmaktaydım ama sanki vadi bitmekteydi.
Gözüm kendi içime ve dışıma bakmaya ayrılmaktaydı.
Sanki dünyaya "yayılma hali" çatlamaya başlayacaktı.

Bacak boyumun yetmediği bir bisikletle bisiklete binmeyi öğreniyordum.
Bir öğretenim yoktu, karar vermiş kalkışmıştım, o kadar...
Boyumdan büyük heyulayı sürüyerek dışarı çıkartır, bahçe duvarına yaslar, ayağımın altına yerleştirdiğim yüksekçe bir taş yardımıyla atlardım bisikletin tepesine. Pedallara bastığımda, duyduğum tek kuralı uygular, önüme değil ileriye bakardım. Sokağın sonundaki bayıra dek giderdim böylece. Ama sokağın sonunda, her seferinde düşerek inerdim durdurmayı bilemediğim o kocaman tekerlerin üstünden.
Kaş, kafa, diz filan yarardım. Kaşım, kafam, dizim filan acırdı, ve bunların hiçbiri acı değildi.

O günlerden biriydi. Öğlenin ıssızlığı vardı sokakta. Ve ben birazdan düşeceğim noktaya doğru hızla pedal çeviriyordum. Onu tepenin ağzında oturmuş gördüm. Eve, evlere, bahçelere ve hatta ağaçlara olan küsmüşlüğüyle, öylece oturmuş, anneannesi hariç her şeyden istifa etmeyi düşünen yüzüyle karşılaştım. O rüzgarı yalamaya çalışıyordu. Benimse durdurmayı da döndürmeyi de bilemediğim bisikletten düşerek inme vaktim gelmişti.
Toparlanmaya, bacaklarım ve avuç içlerimdeki tozlu acıyı silkelemeye çalışırken beni seyrettiğini ve bana güldüğünü gördüm. Bir de mahcup oluşu; insanın rengi değişiyor, ısısı artıyordu.

Bu ânı böylesine net hatıra etmiş olan zihnim, sonrasını hatırlamıyor. Nasıl oldu da tanışmıştık, ben mi onun yanına gitmiştim yoksa o mu benim yanıma gelmişti, bilmiyorum. Bildiğim bir yabancıya, ötekine yakınlık duymuştum. Esmer tenli, beyaz gülüşlü bir öteki "peri".
En az benim kadar sessizdi. Benden de sessizdi. Kendi sessizliğimi bir kenara koyup, onun bana dokunan sessizliğini kırmaya çalıştım.
Bir şey hoşuna gittiğine gülümserdi.
Gülümsediğinde dünyada bir beyaz delik açılırdı.
Ben o yaz o beyaz delikten içeri atladım.

Kış (tekrar) gelmişti. İçerilere, yaza benzeyen sıcak odalara, camlarından damlalar süzülen pencere arkalarına geri çağrılmıştık.
Kıştı; büyük sessizliğiydi dünyanın.
Neden, sebep, özlem, isyan tanımazdık. Ve tabii böylece alınganlık ve kırgınlık da. Ne ben onu aradım ne de o beni. Kış gelmişti işte, ve biz içeriye çağrılmıştık o kadar.
Yaz beni kendi vadimden çıkarmış, onun beyaz gülüşüyle tanıştırmış, onunla doyurmuştu.
Ne kıştan yakınacak ne yazı özleyecek sebebim vardı.
Yazlık sinemanın tahta sandalyeleri büyük alanın bir köşesinde üst üste istif edilmiş, üstleri geniş bir naylonla örtülmüştü.
Hayattı; hâlâ yekpâreydi.
Kış gelmişti işte ve biz içeriye çağrılmıştık.

BİRHAN KESKİN

"Bir şey hoşuna gittiğine gülümserdi.Gülümsediğinde dünyada bir beyaz delik açılırdı.Ben o yaz o beyaz delikten içeri atladım." nasıl bir kelime uyumdur bu hoşnut kalmamak imkansız olan yazarlarımızdan BİRHAN KESKİN' den bir inci yine :wink:


Başa Dön
   
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Başlığa cevap ver  [ 11 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir



Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  


Türkçe çeviri: phpBB Türkiye