Serkan Çağrı :: Serkan Çağrı'nın Düşleri Klarnetiyle Gerçekleşti

Serkan Çağrı'nın Düşleri Klarnetiyle Gerçekleşti

 

Serkan Çağrı'nın Düşleri Klarnetiyle Gerçekleşti


Giora Fiedman’ın “O, klarnete benim şu anda geldiğim noktadan başladı.” Dediği Serkan Çağrı, yeni albümü “Âlâ”da dinleyicilere klarnetin neşeli, eğlenceli yüzünü tanıtıyor. İskender Paydaş’ın prodüktörlüğünü üstlendiği “Ala”da, Türk, Yunan, Azeri ve Kırım geleneksel bestelerinin yanı sıra Serkan Çağrı’nın “İğde Kokulum” ve “Mori” adlı iki bestesi de bulunuyor. Ayrıca Tolga Kılıç’ın “Concierto De Aranjuez” ve “Yalgızam”ın düzenlemelerini yaptığı albümde diğer tüm bestelerin aranjeleri İskender Paydaş’a ait.

İskender Paydaş, Mehmet Akatay, Erdem Sökmen, İsmail Soyberk, Cenk Erdoğan, Özgür Yurtoğlu, İrfan Seyhan, Fatih Ahıskalı, Bekir Sakarya, Hasan Gözetlik, Onur Nar, Hakan Güngör, Koçani Orkestrası, Gündem Yaylı Grubu gibi değerli müzisyenler ve gruplar enstrümanlarıyla; Fuat Saka, Murat Çekem, Mehmet Akatay ve Atiye de vokalleriyle albüme renk katıyor.

Ayrıca bugüne kadar, Fikret Kızılok şarkısı olarak bildiğimiz ama asıl bestecisi Özkan Saioğlu olan Gönül de, Serkan Çağrı’nın klarnetiyle hayat buluyor.

Enstrüman albümü yapma sürecini anlatır mısınız?
Albüm oluşturulurken repertuar seçimi geniş zamanda yapılan bir çalışmadır. Bizim tarafımızdan yaptığımız çalışmalarda böyle. Genelde biz bu konuda repertuarı seçerken biraz fazla ince eleyip sık dokuyoruz. 3 yıl geçti ilk solo çalışmadan bu yana. Birşeylerin anlatımını güçlü kılabilmek adına bu süreci biraz geniş tuttuk ve sonunda ikinci albüm çalışmamız Ala’daki repertuarla dinleyenlerimizin karşısına geçtik. Burada seçtiğimiz eserlerin her birinin bir hatırası ya da bir nedeni var.

“Rüya” bir Isra Gulumser bestesi. Klarnetin dilinden anlatıldığında çok iyi olabiliceğini inandığı bir parça. Onun gördüğü bir rüyanın sonrasında çıkmış bir eser, yani gerçekten bir rüya.

“Gönül” yıllardır dillerimize dolanmış klasikleşmiş, müziği, sözleri çok hoş bir şarkı. Fikret Kızılok diye bildiğimiz bir eserdi ama müziğini yapan kişi bugüne kadar çok anılmadı bilinmedi. Şarkının bestecisi Özkan Samioğlu için üzücü bir durum. Bizim için de bir bestecinin bu duruma düşmesi üzücü.

Özkan Samioğlu ile tanışmamızın güzel de bir anısı var bu eserle ilgili. Eseri kimseye vermediğini duydum.. Eyvah dedim bize de vermez şimdi. Çünkü “Bu Kalp Seni Unutur mu” parçası da Özkan Samioğlu’na ait. Bu şarkılar Fikret Kızılok diye biliniyor ama müzikleri Özkan Samioğlu’na ait.

Samioğlu’nun ilk yazdığı Gönül’ün sözleri Aşık Veysel şiirinden oluşan Gönül. Fikret Kızılok’un sözleri değiştirmesiyle oluşturduğu Gönül bambaşka bir hal almış. Dolayısıyla Özkan Abi de çok geri planda kalmış. Bir bestecinin bestesini almak onun evladını almak kadar önemli. Geçtiğimiz dönemlerde yaptığım parçalarıma ismimi yazmayan bir arkadaşım oldu onunla bu konuda tartışmıştık. Bu konuda ben tahammül edemem. Bütün besteciler için böyledir. Özkan Samioğlu’nun da aynı şekilde bir küskünlüğü vardı.

Ziyaretine gittik. Gayet mütevazı bir yaşam sürüyor. Müzik duygularını temiz tutabilmek onları yaşatabilmek adına Yeşilköy’de bir butik dükkanı var. Oraya yürüyerek gidip geliyor. Cep telefonu kullanmıyor. Yine kendi evinde bestelerini yapıyor. Ama bu camianın dışına çıkmış. Ne olup bittiğini de bilmiyor açıkçası müzik sektöründe. Konuştuk hemşerim çıktı ayrıca. Onun da klarnetten Gönül’ü duyma isteği var. Bizim yaptığımız Dünyanın Türküsü programını da sürekli izliyormuş orada hatta beni aklından geçirdiği zaman da, arkadaşı onu arıyor diyor ki Serkan Çağrı besteyi çalmak istiyor sana ulaşmaya çalışıyor. Dediği anda da beni seyrediyor TV’de. O da içinden şunu geçiriyor bu çocukla bir tanışabilsek ne kadar güzel çalıyor derken arkadaşı diyor ki Serkan Çağrı beni aradı senle görüşmek istiyor.

Böyle bir tanışma gerçekleşti. İki müzisyen olarak çok ortak noktamız var. Konuştuk memleketimizi yad ettik. Bunu senin çalmanı çok arzuluyorum dedi. Şu anda zaten klarnetinin sesini duyuyorum nasıl çaldığını. Programda çaldığımda da çok iyi reaksiyon almıştım. Benim de çok severek çaldığım bir parça. Biraz şöyle düşündüm herkes biliyor herkesin bildiğini çalmak biraz daha kolaydır çünkü insanlar onu çok çabuk algılarlar.

Özkan Samioğlu’nun düştüğü durumu öğrenince inat ettim bu parçayı çalacağım dedim.

Bunun gibi birçok parçanın bende hatırası var. Yakın kültürlere ait eserler de var. Mesela Azerbaycan’a ait Yalgızam…Kırım gelenekseli var Kadifeden…Bu albümde ilk kez herkesin çok bildiği ünlü Rodrigo’nun bir gitar konçertosu var. Bunu ilk defa klarnete uyarladık. Biraz da Doğulu haliyle tabi. Burada giydiği gömlek biraz daha farklı. O da kulaklara çok hoş geldi. Bu şekilde toplamda 12 eser içimize o kadar çok sindi ki. Albümün ismini ne koyacağız derken hakkaten alasından bir iş çıktığına hepimiz inandık. İsmi de Ala oldu bu yüzden.

 
Bir çok grupla çaldınız farklı projelerde yer aldınız… Kendi albümünüzü yapmakla başka bir çalışmada bulunmak arasında nasıl bir fark var?
Özen göstermek anlamında bir farklılık yok. Ortak çalıştığımız her noktada tabi ki o sahnede bir grup bir orkestra üyesisiniz. Farklı müziklerde gruplarda çalıştığınızda orada yine de sizin müzik olarak bir kimliğiniz bir duruşunuz mutlaka vardır. Orkestra içerisinde çalsanız bile.

Solo çalışma olması işin heyecanı ve mutluluğu açısından daha farklı diğer çalışmalara göre. Bugüne kadar bir çok grupla çalıştım değişik müzik adamlarıyla birlikte sahneler aldım fakat kendi işimdeki hassasiyetim, titizliğim çok daha fazla. Bu, sizin seyirciye dinleyiciye kendi duygularınızı bire bir ifade etttiğiniz ve deneyimlerinizi paylaştığınız bir çalışma oluyor. Diğer çalışmalarda bir grup çalışmasıysa ya da bir orkestra, topluluk müziğiyse orada daha çok topluluğun bir köşe taşısınız. Ama burada binanın ta kendisisiniz. Görüntünün kendisi oluyorsunuz. Burada solo çalışmadaki düşünceler duygular hepsi sizi anlatır. Dolayısıyla daha da mutluluk verici bir şey.

Enstrüman albümleri Türkiye için biraz yeni sayılır değil mi?
Eskiden müzik marketlere gittiğinizde insanlar ağırlıklı olarak yerli, pop, arabesk, fantezi gibi bölümlere yönelirdi. Şimdi World Müzik bölümleri var. Artık o kısımlarda daha fazla insan görüyorum. Ülkemizdeki Türk müzisyenlerinin yapmış olduğu enstrümantal çalışmalara baktığımızda aslında bugüne kadar bu işi getirmiş çok önemli isimler var.

Enstrüman çalanlar, daima ikinci planda, birilerine eşlik eden ya da birilerinin seyirciye anlattıklarını destekleyen taraftaydılar. Düşünün ki önde olan kişinin bir düşüncesi var ön tarafta izleyenle paylaşıyor. Siz de onun söylediği herşeye evet doğrudur diyen konumundasınız arkasında çalıyorsanız. Ama müzik böyle bir şey değildir aslında. Herkesin anlatacak bir duygusu, düşüncesi ve fikri vardır. Müzisyenler belki bunu yeni yeni keşfetmeye başladılar. Yapımcılar da aynı şekilde. Duygularımızı daha özgür düşüncelerimizi daha rahat yaşayabilmek adına enstrüman müziği biraz iyi geldi. Çünkü üstünde sizi çok fazla düşünceye sevk eden olgu yok, sözler gibi…

Sözlü müzik dinlerken ister istemez olayı hayal ediyorsun. Çoğu zaman işin ucu hoş olmayan bir tarafa çıkıyor. Ya da sizin beyninizde takılıp kalan sloganlaşmış kelimeler cümleler oyunlarla sizi o müziğe yöneltmeye çalışan çalışmalar insanları belki de sıktı. Ama enstrümanların dilinden alatılanlar biraz daha farklı. Dinleyenleri alıp özgür bir seyahate sürüklemiş oluyor. Siz istediğinizi o müzikle hayal ediyorsunuz.

Tabi ki sözlü müzik tamamen kötü değildir. Sözlü müziği de bugün çok kaliteli yapan ama bazen öyle derin anlamlı o kadar düşüncelere sevk eden sözler vardır ki onlar hep klasikleşmiştir. Orhan Gencebay’ın, Sezen Aksu’nun ve bir çok köklü sanatçının yaptığı parçalar çocukluğumuzdan bugüne kadar hafızalarımızdadır silinmemiştir. Öyle güzel sözlü eserler vardır ki.
 
 
Artık ön tarafta anlatıcı pozisyonuna geçtiniz değil mi?
Türkiye’de yakın zamanda klarnet ve ritm biraz daha ön plana çıktı. Klarnetteki farklılık şu: insanlar diyorlar ki bu bizim hep bildiğimiz bir enstrümandı. Eğlence yerlerinde masalarda bizi eğlendiren bir enstrüman. Çok bildiğimiz bir enstrüman ama çok farklı bir noktaya geldi Bir yükseliş yaşadı. Aslında burada bizim enstrümanlarımıza olan yaklaşım düşüncelerimiz ve onu sunuş biçimimiz bu işe biraz farklılık getirdi. Kendi müziğimizle seyirciyle diyalogta bulunmamız bu işi biraz farklı bir noktaya getirdi yakın zamanda. Hangi iş hangi meslek dalı olursa olsun insanlara kendi mesleklerinde vermek istedikleri yada hissettirmek istedikleri noktaları çok iyi belirlemesi o işi insanlara sevdirmek için yeterlidir zaten. Yıllardır bildiğimiz ritm sazında da bir baktık ki adamın görüntüsü imajı herşeyi sunuşu farklı. Şimdi artık müzisyenler yaptığı müziği anlatabiliyorlar. Eskiden müzisyenler gazeteci, mikrofon… bu tip şeyler gördüklerinde korkuyorlardı, kaçıyorladı. Çünkü müzisyenlerin çoğu utangaçtır.

Mikrofon tutup adını sorsan söyleyemez. O kadar çekingen ki. Hep ikinci planda başkalarının temsil ettiği bir ortamı payalaşan sınıf olarak görüldüğü için ve bu yaklaşımla da kabullenilmiş bir düşünce kendilerinde oluştuğu için daima hep ikinci planda susan sadece sazını çalan adam olarak görülmüşler. Onlar da bu durumu kabullenmişler. Bugüne bakıyorum bugün enstrümanist kimliğini rahat ve özgür bir şekilde ilan etmiş çok az adam var. Bir çoğu hala kendi solistliklerini ilan edemediler.

Bir çoğu solistliğini neden ilan edemediler biliyor musunuz çünkü yaşam koşulları büyük bir engel onun için. Çünkü adam 5 tane soliste çalıp geçimini oradan sağladığı için o 5 solistin arkasında çalarak kazandığı paraya bakıyor. Kendi solistliğini ilan ettikten sonra böyle bir durumu söz konusu değil. Ya tek çıkarsın ya tanıdık tanımadık biriyle karşı karşıya durursun. Sahnedeki o 3 adım çok şey demektir. Önle arka arasında 3 adım ileri yürümek o kadar zordur ki. Her bir adım çok risklidir. Öne çıkmak. Onu göze almak lazım kendi solistliğinizi ilan ettikten sonra. Zamanı gelecek aç da kalacaksınız. Dik durmayı öğreneceksiniz. İnsanlara kendi dilinizden anlatacak birşeyiniz olduğunu arkasında çok özgüvenli ve doğru durmanız gerekecek.

Giora Fiedman’ın hakkınızda “O, klarnete benim şu anda geldiğim noktadan başladı.” Demesi size ne hissettiriyor?
Giora Fiedman’ın yaşı 70’e vardı. 70 yaş iş bitmiş denir ya. Tam tersi Fiedman 70’de ballanmış. O kadar deneyim o kadar ortam…Gözlerini kapatıp dünyanın altını üstünü klaretiyle çalan bir adam. Müziğiyle dans eden müziğin dilini gerçek manada ifade edebilen bir klarnetçi. Ayrıca Yahudilerin geleneksel müziği olan klezmerin dünyadaki en önemli temsilcilerinden bir tanesi. Tabi ki böyle bir dehadan “Serkan Çağrı, benim klarnete ulaşmak istediğim noktadan başladı” demesi bir genç müzisyen için çok önemli. Konser salonunda bu lafı söyledikten sonra yer yerinden oynadı Cemal Reşit Rey’de.

İşin daha sevindirici tarafı beraber çaldık aynı sahnede. Ben Giora Feidman’ın Türkiye’ye gelişiyle beraber gündüz vaktinde ona hoş geldin demeye gittim. Ben buranın klarnetçilerindenim, meslektaşız demek ve tanışmak için gittim. Daha öncesinde de TV programlarında birlikte çalma hayalimin olduğunu söylemiştim. Giora’nın odasına girdim hoş geldin dediğimde Serkan diye ismimle seslendi bana. Eşimle birbirimize baktık. Seni biliyorum dedi, ben şoktayım. Dedi ki İsrail’deki bütün klarnetçiler seni dinliyor. Bir şok daha yaşadım. Arkasından asıl bomba geldi ve bu akşam benimle çalar mısın dedi ve en büyük şoku yaşadım. Senin benle çalma hayalinin olduğunu biliyorum dedi. Türkiye’de bir arkadaşım var ve beni aradı şu anda bir genç var senle çalmak istiyor dedi. Oradan da hatırlıyor. Daha sonra tabi akşam konseri başladı. Anlatıyor İngilizce. Ben de eşime dedim ki beni mi anlatıyor. Evet dedi. Bu kadar uzun mu dedim ve en sonunda da o cümleyi koydu. O benim klarnete ulaşmak istediğim noktadan başladı deyip beni sahneye aldı tabi benim için çok büyük bir mutluluk. Büyük bir klarnetçiyle aynı sahnede olmak. Ardından gelen teklif çok daha güzel ortak iki müziğin Türk gelenekselinin ve Yahudi gelenekselinin buluşması üzerine bir proje. Şu anda bu projeyi yurt dışında kasım veya aralık ayında birlikte yapacağız. Ondan farklı davetler de aldım. İsrail’de dünyanın en önemli work shoplarından bir tanesinde benim Türk Müziği klarnetini tanıtmam için öncelik yaptı Giora Feidman. Ben iletişimi anlatacağım klarnetle sen de gelenekselin nasıl yapıldığını anlatırsın dedi.

Adınızın verildiği klarnet var, hocalık yapıyorsunuz, solo çalışmanız var ve bir çok önemli isme çaldınız. Bu kadar genç yaşta çok önemli başarılar elde ettiniz. Ulaşabildiğim son noktaya ulaştım diyor musunuz?
30’lu yaşlardayım. Bir defa çok kısa buluyorum. O kadar çok hayalim ve o kadar çok öbür tarafa gitmeden önce yapmak istediğim şey var ki. Her sabah gözlerimi açtığım için şükrediyorum. Bugün varım buradayım, hala çalışıyorum. Kalkıp sabahın 9’unda ofisimize geçiyoruz bizim bir tane müzik eğitim üretim merkezimiz var Notist ismiyle kurduğumuz. Bütün gün boyunca hazırladığım çalışmaları inceliyorum. Onlar üstüne projeler geliştiriyorum. Öğrenciler gelip gidiyor sürekli dersler oluyor. Klarnet dünyası resmen bizim şu anki okulumuz. Bazen kızıyorum bazı öğrencilerime 12:00’da kalkıyorlar diyorum ki bak hayat gidiyor. Onların yaşlarındayken o dönemi ben de onlar gibi geçirdim. Geçmişte bakıyorum çok yan gelip yattığım zamanları hatırlıyorum. Gençlik dalgınlığı ve yorgunluğu vardır ya bahar sendromu gibi. Şimdi yaş ve zaman olgunluğu var. Bu işlerde yaş çok önemli.
Özellikle performans yönünden tabi ki 55’inizde de çalarsınız 60’ınızda da daha farklı çalarsınız bu sefer artık olgunlaşmışlığın verdiği tatla zevkle insanlarla paylaşırsınız bir çok şeyi. Ama bizim mesleğimizin doruk noktası 35/40’lı yaşlardır.

Yaş neden bu kadar önemli ki?
Çünkü performansın en yüksek olduğu nokta ve duyguların düşüncelerin olgunluğun tam ortası dediğimiz yaşlardır 35’ler. Müzisyenlik için çok önemlidir bu yaş. Performans açısından da refleksleri düşündüğümüzde bu yaşlardan sonra yavaş yavaş düşmeye başlıyor. Siz ne kadar çok pratik yapsanız da yaşamın size verdiği bir şey bu. Doğamızda var bu yavaş yavaş düşüncelerimiz hareketlerimiz daha da yavaşlamaya doğru gidiyor. Sınır dağ gibidir. Sıfırdan yükseliyoruz ve zirveye çıkıyoruz işte o zirve bizim müzisyenlikteki 35/40’lı yaşlarımız. Sonra aşağı doğru yavaş yavaş inişe geçiyoruz. Tabi bundan sonra müzisyenlik bitiyor mu hayır. Giora Feidman bunun en güzel örneği. 70 yaşında dünyayı hala turluyor konserler veriyor. Müzik ve yaşam deneyimlerini sahne üstünde anlatıyor o çok iyi bir iletişimci. Seyirci ile kendi arasında seyircinin içerisinden çalarak gelmesi de onun aslında seyirci ile ne kadar iç içe olduğunu gösteren bir şey. Onun yaptığı bir sahne şovu olarak görülebilir ama ben böyle görmüyorum. Bu onun ne kadar özgür rahat halk arasında olduğunu gösteren bir özelliği.
 

Bir albümü klarnet albümü yapan, diğer enstrümanlardan ayrışmasını sağlayan nedir?
Müzikte sözlerin olduğu kısımlarda mikrofonu elinde olan solist klarnet olmuş oluyor yani eşlik dediğimiz kısımlarda saz ara nağme veya orta bölümdeki saz dediğimiz bölümler var. Oralarda toplu çalınan enstrümanlar ve ona göre düzenleme var. Şarkının başlandığı yerde de klarnet şarkı söylemeye başlıyor. Bu onun üzerine kurulu bir şey olduğunu gösteriyor ama şöyle düşünün biz bunda da bir önceki çalışmamızda da olaya şöyle bakmadık her ne kadar bu klarnet solo bir albüm çalışması görünse de bizim daha çok ön planda tuttuğumuz amaç ve düşünce bu değildi.

Bizim ön plandaki düşüncemiz bunu oluştururken ki ortaya koymak istediğimiz şey daha çok müzikal olarak insanların dinleyebileceği ve insanların bundan birşeyler alabileceği düşüncesiyle bu çatıya göre birşeyler oluşturmaktı. Ama bazı çalışmalar var ki sadece müzisyenlik yada virtüözlük yönünün ne kadar güçlü olduğunu göstermek için yapılıyor. O da sanki dinleyenin kafasına çivi çakar gibi zorla ben buyum yada şunu yapabiliyorum şeklinde ifadeyle ortaya çıkmış oluyor ya da o ifadeye doğru gidiyor. Bu her zaman gerekli bir şey değil. Müziği önce daha durgun insanları beraberinde kol kola girip sürükleyebilecek ve onlara bir şey verebilecek bir düşünceyle ortaya koyduk biz bunu.

Keşanlısınız, Trakyalı olmak biraz da müziği yazgınız mı yapıyor?
Bazı yörelere göre baktığınızda bazı enstrümanlar tabi yöresel olarak o yörelerde daha çok ön plana çıkmış ya da tutulmuş. Bir yörede bağlama çok ön plandadır. Nefesli enstrümanların da ana vatanı gibi görünür Balkanlar ve Trakya. Bence de öyledir. Baktığınız zaman çocuk yaştan itibaren o yörede yaşayan herkes bu müziğin içinde doğar büyür. Müzisyen olan da olmayan da o kadar iyi bilir ki klarnetin sesini. Klarnet sesi o kadar alışılmış bir şeydir ki.

Bir düğün olsa orada klarnet olmasa orada kıyamet kopar. Eğer ki klarnet olmayacaksa düğün iptal olur. Ben de böyle bir ortamda doğdum benim sülalemde de müzisyenlik var. Babam mesela bizim soyumuzda ilk klarnet çalan. Ben de ikinci kuşak klarnet çalan oluyorum. Anne tarafımda müzisyen yok. Dolayısıyla benim bu yörede kazandığım pek çok şey var kültürel olarak müziğin ya da klarnetin zenginliğinin yaşandığı bu topraklarda doğmak benim en büyük zenginliğim servetim. Tabi bu doğduğum yerdeki müziği de çok iyi özümsemekle de alakalı. Sadece doğmak yetmiyor ordaki müziği sevmek müzik olgusunun içerisinde geçen her süreci iyi bilmek yaşamın tüm renkliliğini iyi gözetmek lazım. İşsizlik yoksulluk herşey üst üste tüm bu dertleri unutmak için Trakya insanı hep neşeyi seçer. Kavga ederken oynayan insanlar gösterirler. Trakya’da böyle ilginç bir şey vardır. İnsanlar çok içki içerler. Bunun nedenini kimse sormaz. Neden acaba diye. Trakya’da hakketen bir kültür olduğu kadar bu içme sevdası başka nedenlere dayalı bazı şeyler de var. Bu çevrenin de etkisiyle yükselmiş bir gelenek orda içki içmek. Zorlukları ıunutabilmek adına meyhaneler dolu. Adamın derdi var oynuyor. Bu alışkanlık haline çevrilmiş artık.


Klarnet çalmak istemenin bir yaşı var mı yoksa heves yeterli mi?
Bir şeyi istemek kadar güzel bir şey yok. Onu elde etmek için daha geçerli bir sebep bulamıyorum. Müziğe mutlaka küçük yaşta başlanılması gerektiği söylenir. Bu doğru bir şey beyin taze algılama daha kolay. Ama insanlar bazı nedenlerden dolayı ya da bilinçaltındaki isteklerini daha geç farkedebilirler. Ya da müzik okuluna gönderilmezler, enstrüman alınmamıştır. Eğitimci olduğum için bunu çok sık yaşıyorum. 55 yaşında klarnet öğrenen öğrencim var. Karşıma çıkıp diyorlar ki biz klarneti çok sevdik çalmak da istiyoruz klarnet de aldık ama bir türmü öğrenemiyoruz yaşım da geçti. Bu noktadan sonra benim bunu yapmamam mı gerekiyor. Hayır tam tersi kaç yaşında olursanız olun isteyip istemediğinizi ölçüp tartacaksınız ve bunu istediğinizi farkettiğinizde bunu zaten yapıyorsunuz. 30 yaşından sonra bir çok imsanın kendi mutluluğunu sağlayacak kadar klarnet öğrendiğini biliyorum. Biraraya geldiklerinde çalıyorlar.

  Sevil Erdoğan - sevil.erdogan@vodafone.com

   Haberlere geri dön